Bazı sözler vardır, okuduğunuz anda geçip gidersiniz. Bazıları ise zihninizde günlerce dolaşır. Paulo Coelho’ya atfedilen şu söz de tam olarak bunlardan biri:
“İnsan fırsatların gelmesini bekler, fırsatlar da insanın gelmesini. Fırsatlar bekler, insanlar bekler. Kazanan hep mazeret olur.”
İlk bakışta basit gibi görünse de aslında hayatın en büyük çıkmazlarından birini anlatıyor. Çünkü çoğu insan başarılı olmak ister, değişmek ister, daha iyi bir hayat hayal eder. Ama aynı zamanda ilk adımı atmak için doğru zamanı bekler.
Peki ya o doğru zaman hiç gelmezse?
İnsanlar Neden Sürekli Bekliyor?
Düşünsenize…
Yeni bir işe başlamak istiyorsunuz ama biraz daha deneyim kazanmayı bekliyorsunuz.
Spor yapmak istiyorsunuz ama pazartesiyi bekliyorsunuz.
Bir hayalinizi gerçekleştirmek istiyorsunuz ama şartların mükemmel olmasını bekliyorsunuz.
Aslında hayatımızın büyük kısmı beklemekle geçiyor.
İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz. Risk almak yerine güvenli alanda kalmayı tercih eder. Bu yüzden çoğu kişi harekete geçmek yerine fırsatların kapısını çalmasını bekler.
Ancak hayatın işleyişi genellikle böyle değildir.
Fırsatlar Gerçekten Kapımızı Çalar mı?
Filmlerde ve hikâyelerde fırsatlar bazen ansızın ortaya çıkar. Bir telefon gelir, bir teklif yapılır ya da beklenmedik bir olay hayatı değiştirir.
Gerçek hayatta ise durum biraz farklıdır.
Çoğu fırsat, hareket eden insanların karşısına çıkar.
Yeni insanlarla tanışanlar yeni kapılar açar.
Yeni şeyler öğrenenler yeni imkânlar yakalar.
Denemeye devam edenler sonunda bekledikleri sonucu elde eder.
Bu yüzden Coelho’nun sözündeki en güçlü nokta, fırsatların da insanı beklediği fikridir. Çünkü fırsat çoğu zaman hareketsiz duran kişiyi değil, yolda olan kişiyi bulur.
En Büyük Engel Çoğu Zaman Şartlar Değil, Mazeretlerdir
Sözün son kısmı özellikle dikkat çekicidir:
“Kazanan hep mazeret olur.”
Bu ifade ilk okunduğunda garip gelebilir. Ancak altında önemli bir mesaj bulunur.
Başarısız olduğumuzda çoğu zaman dış etkenleri suçlarız;
- Zaman yoktu.
- Param yoktu.
- Destek veren olmadı.
- Şartlar uygun değildi.
Elbette hayat herkes için aynı değildir. Ancak tarihe baktığımızda zor şartlardan çıkıp büyük işler başaran insanların ortak bir özelliği vardır:
Mazeretleri bahane etmek yerine harekete geçmeleri.
Başarı ile Hareket Arasındaki Görünmez Bağ
Birçok kişi başarılı insanların şanslı olduğunu düşünür.
Oysa dışarıdan şans gibi görünen şeylerin büyük bölümü uzun süreli çabanın sonucudur.
Bir girişimci ilk denemesinde başarılı olmayabilir.
Bir yazar ilk kitabıyla tanınmayabilir.
Bir sporcu yıllarca sonuç alamayabilir.
Ama onlar beklemek yerine ilerlemeye devam eder.
İşte tam bu noktada fırsatlar görünmeye başlar.
Çünkü hareket eden insanın karşısına çıkabilecek ihtimallerin sayısı da artar.
Beklemek mi, Başlamak mı?
Hayatın ilginç tarafı şudur:
İnsan çoğu zaman mükemmel şartları beklerken yıllar geçer.
Sonra dönüp geriye baktığında keşke daha erken başlasaydım der;
- Peki gerçekten neyi bekliyoruz?
- Daha fazla para mı?
- Daha fazla bilgi mi?
- Daha fazla cesaret mi?
Çoğu zaman ihtiyaç duyduğumuz şey bunların hiçbiri değildir.
İlk adımı atmak yeterlidir.
Çünkü birçok şey hareket başladıktan sonra şekillenir.
Paulo Coelho’nun Vermek İstediği Mesaj
Ünlü yazar Paulo Coelho, eserlerinde sık sık hayallerin peşinden gitmekten, korkularla yüzleşmekten ve kişinin kendi yolunu bulmasından bahseder. Bu söz de aynı düşüncenin kısa ama etkili bir özeti olarak görülüyor.
Mesaj aslında oldukça net:
Hayatın değişmesini beklemek yerine değişimin parçası olmak gerekir.
Fırsatlar bazen karşımıza çıkmaz çünkü biz onların bulunduğu yere gitmeyiz.
Sonuç olarak
Paulo Coelho’nun bu sözü yıllar geçmesine rağmen etkisini kaybetmiyor. Çünkü insanların en büyük alışkanlıklarından biri olan bekleme psikolojisini çok iyi anlatıyor.
Birçok kişi fırsatları beklerken zaman geçiyor. Fırsatlar ise harekete geçen insanları bekliyor.
Belki de bu sözün asıl gücü burada saklı.
Bugün yapmak istediğiniz şey için gerçekten neyi bekliyorsunuz?
Belki de beklediğiniz fırsat, siz ilk adımı attığınız anda ortaya çıkacak.