Son Ana Kadar (We Live in Time) Film Eleştirisi & Özet

Metin Bedir

Duygusal romantik drama türü, “The Notebook” sonrası büyük bir patlama yaşadı ancak Nicholas Sparks ve taklitçilerinin sayısız uyarlamalarıyla popüleritesini yitirdi. John Crowley’nin etkileyici filmi Son Ana Kadar “We Live in Time”, Toronto Uluslararası Film Festivali’nde prömiyer yaptı ve izleyiciler üzerinde büyük bir etki bıraktı. Film, ölüme mahkûm bir aşk hikayesi üzerine kurulu olsa da, post-Covid döneminde, bu kadar yetenekli oyuncularla benzer bir yapım izlediğimizi söylemek zor. Toronto’nun en önemli gösterimlerinden birinde sunulan iki film de duygusal ve samimi bir tona sahipti. Florence Pugh ve Andrew Garfield‘ın performansları sayesinde, bu tür filmlerin klişelerine rağmen izleyiciyi etkileyen bir deneyim sunuluyor.

Karmaşık ama Etkileyici Bir Senaryo

Filmin açılışında, Pugh’un canlandırdığı Almut karakteri ciddi bir kanser tanısı alıyor. Partneri Tobias (Garfield) ile altı ay kaliteli bir yaşam ile bir yıl süren acı verici kemoterapi arasında bir tercih yapmak zorunda kalıyor. Senarist Nick Payne, filmin zaman akışını dört farklı zaman dilimine yayarak ilerletiyor. Almut’un hastalığının tekrar ortaya çıkmasından sonra, profesyonel bir şef olarak son kez bir yarışmaya katılma kararlılığını gizlice alıyor.

Film, Tobias ve Almut’un tanışma günlerine geri dönüyor ve Almut’un Tobias’ı arabayla çarpması sonucu tanıştıklarını öğreniyoruz. Bu sahneler, Almut’un geçmişte de kanserle savaştığını gösterirken, bu hastalığın çiftin çocuk sahibi olma planlarını da etkilediği görülüyor. Ancak ilerleyen sahnelerde Almut’un hamile olduğu gösterilerek bu hikâye bir duygusal dönüş yapıyor. Uzun zamandır büyük filmlerde görmediğimiz kadar etkileyici bir doğum sahnesi sunuluyor.

Anlatıdaki Zaman Sıçramaları

Zamansal karmaşa, duygusal hikayeleri düz bir çizgide izlemeyi sevenler için zorlayıcı olabilir. Crowley ve editör Justine Wright, izleyiciyi sahnelerin dönemini belirlemek için fiziksel ipuçlarına güvenmeye zorluyor. Hamilelik ve kanser tedavisi sırasında tıraş edilmiş saçlar gibi görsel detaylar zaman dilimini anlamamıza yardımcı oluyor. Film, yaşamın sonuna yaklaşırken hafızalarda geçmiş anıların karışık bir düzende belirmesi fikrini destekleyen bir anlatı tercih ediyor. Bazen hikayenin belirli bir döneminde daha uzun kalma isteği uyandırsa da, anlatım tarzı oyuncular için büyük bir oyunculuk denemesi sunuyor.

Garfield ve Pugh’un Öne Çıkan Performansları

Andrew Garfield ve Florence Pugh, filmde ustaca bir oyunculuk sunuyor. “Little Women” yıldızı Pugh, hikayenin duygusal yükünü sırtlansa da, Garfield benim gözümde gerçekten parlayan isim oluyor. Endişe, öfke ve derin bir üzüncü, onun ifade gücü yüksek yüzünde belirgin bir şekilde hissediliyor. İkilinin kimyaları çok uyumlu, bu da izleyiciyi film boyunca büyüleyen bir unsur haline geliyor.

Takip et:
Merhaba! Ben Metin Bedir, teknoloji, yapay zeka ve dijital trendler üzerine içerikler üreten bir yazarım. Dijital dünyanın hızla değişen dinamiklerini yakından takip ederek, sizlere bilgilendirici ve ilham verici içerikler sunmaya devam ediyorum. 🚀
Yorum yazın